Onur Dilbaz ile atçılık üzerine…

Atçılık bir tutkudur, büyük bir sabır ve emek ister. Yatırım yapılarak At sahibi olunabilir ama atçı olmak bambaşka bir şey… Büyük eküriler Ballydoyle, Godolphin, Juddmonte, Aga Khan vb. bulundukları ülke atçılığına doğrudan ve dolaylı olarak çok büyük katkı sağlarlar. Türkiye’de de son yıllarda Kurtel, Yalçın, Keleş, Aracı, Kahraman, Aksoy, Kaya aileleri atçılığa büyük yatırımlar yaparak sektörün dinamik kalmasına büyük katkı sağlıyorlar. 

Büyük ekürilere ek olarak bir hikayesi olan, çocukluk hayalleri olan, atlara tutkuyla bağlı olan bireysel atçılar da sektöre büyük renk katıyorlar. Büyük bir ekürinin atını geçtiklerinde sosyal medya tebrik mesajlarıyla doluyor. Yarışseverler bu kişileri içlerinden biri olarak tanımlıyorlar. Biz de BOSPHORSE olarak 2019 yılında ilk koştuğu 2 attan biri olan Kuzey Kafkasyalı ile Gazi Koşusu ikincisi, 2020 yılında koştuğu üç at arasında birisi G1 Dişi Tay Deneme olmak üzere 6 koşu üst üste kazanan Luna Lovegood’un yetiştiricisi ve sahiplerinden Onur Dilbaz ile atçılık tutkusu üzerine konuştuk.

ATÇILIĞA NE ZAMAN BAŞLADINIZ?

At sahibi belgem çok yeni ama atçılığa başlama zamanım için kesin bir tarih veremem. Çünkü birçoklarının farklı anıları olsa da benim hatırladığım ilk anım attan düşmemdir. Çocukluğumda köylerde çok sayıda yarış atı vardı çünkü özellikle 1990 ve 2000 yılları arasında Kocaeli, Sakarya, Düzce bölgesinde yaz sezonu çok sayıda mahalli yarışlar olurdu. Herkes bu yarışları çok önemser, büyük değer verirdi. O yaşlardan beri hep atlarla iç içe, onları gözlemleyerek, kafa yorarak, hayal ederek bu işin içindeyiz. Yarışçılık ile olan bağlantım artınca hipodromlara, çiftliklere gider olduk. Hayatım boyunca at bana, ben ata eşlik ederek bu günlere geldik. Yani kısacası at sahibi olarak yeni olabilirim ama atçılıkta yeni değilim.

ŞU AN EKÜRİNİZİN SAHADA KAÇ ATI VAR? SAHADA DA ATLARLA SİZ Mİ İLGİLENİYOR SUNUZ?

Şu an sahada koşan Kuzey Kafkasyalı (Luxor-Uba/River Special), Luna Lovegood (Kaneko-Write To Me/Iffraaj) ve iki tane 2 yaşlı tayımız var.  Ayrıca 2021 yılında koşmaya başlayacak 11 tayımızı da idman edilmek üzere ilk günden beri antrenörümüz Engin Bekirlioğlu’na gönderdik. Biz ilk günden beri Engin Bekiroğulları ile çalışıyoruz hatta ben atlarımı ona verebilmek için çok uğraştım sonunda kabul etti sağ olsun. Ben açıkçası herkesin kendi işini yapması taraftarıyım. O yüzden at sahibi olarak üzerime düşen vazifeleri yaparım, antrenörün de işine karışmam. Koşulacak koşulara, idmana, jokeye hep antrenörümüz karar verir. Tabii ki de sürekli iletişim halindeyiz, karşılıklı fikir alışverişinde bulunuyoruz ama son kararı her zaman antrenörümüz verir. Çünkü atın son halini o bilir. İdmanını, gezintisini, ahırdaki halini sürekli izliyor, o yüzden sahaya müdahele etmem. Atın koşabilmesi bir takım oyunu… Çiftlikteki kahya, veteriner, atın bakıcısı ve sahibi herkesin görevleri vardır ama bu takımın kilit adamı antrenördür.

ATÇILIĞA YENİ BAŞLAYANLAR İÇİN NELER ÖNERİRSİNİZ? NASIL BİR AT ALMALILAR?

Öncelikle bu işin her anında istişare var. Bu yüzden atçılığa başlamadan önce ortamı daha yakından tanımak için atçılarla tanışsınlar, fikir alışverişinde bulunsunlar en önemlisi gözlem yapsınlar. Atı aldığın kişi ve teslim edeceğin antrenör çok önemli. Bunları belirlemek için de zamana ihtiyaç var, bu yüzden biraz sabırlı olmalarını tavsiye ederim.

At alma konusunda da ben bir tane doğru olmadığını ve insanlara göre doğruların değişebileceğini düşünüyorum. Mesela hali vakti yerinde, maddi durumu iyi olan bir insan 400-500 bin TL vererek hazır tay alabilir ama toplu bir parayı riske edemeyecek, aylık belli bütçelerle ödeme yapabilecek kişilere kısrak almasını öneririm. Eğer koşmak istiyorlarsa da her iki bütçeye de dişi bir tayla başlamalarını tavsiye ederim. Çünkü atçılık her anlamda riskli bir sektör, sahaya gelen atlar sağlık sorunlarıyla çok karşılaşıyor. Böyle bir durumda at eğer koşamayacak bir duruma gelirse anne olarak kullanılabilir ama eğer tay erkekse, bineğe ayırmak ya da hediye etmek zorunda kalıyorsunuz. Bu yüzden anneliğini de düşünerek, atçılığa dişi taylarla başlamanın daha doğru olduğunu düşünüyorum.

Ayrıca kariyerinin başındaki kısrak ve aygırların taylarını almak daha riskli olabilir ama aynı zamanda gizemli de… İlk jenerasyonu koşacak aygırların taylarını almak daha çok hayal kurduruyor. Mesela Victory Gallop’un kariyeri, taylarının koştuğu pist, hangi yaşta daha verimli oldukları belli ama yeni aygır her zaman daha heyecanlı.

AT ALMAK İÇİN EN İYİ DÖNEM HANGİSİDİR?

Bence her dönemde at alınabilir. Hatta anne karnında bile tay alınabilir. Eğer at alma niyetindeysen, doğru zamanı beklemen gerekir yoksa ben at alacağım diye acele edersen, değerinin üzerinde bir ödeme yapmak zorunda kalırsın. At seçerken, Arap atçılığında da İngiliz atçılığında da öne çıkan, iyi aygırlar belli. Elindeki bütçeye göre at bakman lazım. Eğer üst seviyede bir at alamıyorsan, küçük yaşta almak daha iyi, bu sayede atın gelişimini de kendin görüyorsun. Bunun sonucunda da kendi bakımınla büyüttüğün atın, nerden geldiğini, yetişme şartlarını, yaşadığı problemleri de bilmiş oluyorsun. Ben annesinden yeni ayrılmış tayları almayı daha çok seviyorum. Evet erken satın almak belki bir risk olarak düşünülebilir ama bu işin her aşamasında risk var, ahırında, galobunda, yarışında da başına bir şey gelebilir.

YETİŞTİRİCİLİK YAPMAK İSTEYENLERE NE ÖNERİRSİNİZ?

Yetiştiricilik daha uzun soluklu bir iş. Eşleştirmeyi, aşımı, gebeliği, doğumu sonrasında çiftlik yaşamını ve tayın sahaya gelmesi gibi tüm evreleri takip ederek daha fazla bilgi edinebiliyor insan. Bunu ilköğretim, orta öğretim ve üniversite sıralaması gibi düşünebiliriz. Bir diğer yönden de zor ve meşakkatli bir iş. Çünkü gözünü kapatıp kısrağını, tayını teslim edebileceğin pansiyoner hara sayısı çok az. Sporcu yetiştirdiğin için performans odaklı bir iş yapıyorsun, bu performansı en üst seviyede alabilmek için her adımında dikkatli olman lazım. Eşleştirmeden itibaren anne karnında başlayan süreçte yaptığın her eksi, sana bu atın sahada koşacak tayına yansıyor. 

Gebelikte kısrağa gösterdiğin ihtimam, tayını beslemen, geniş padoklarda gelişmesi, veteriner kontrolleri, nalbant hizmetleri gibi tüm faktörler ne kadar doğru yapılırsa bunlar direk tayın performansına yansıyor. Tabii ki de bunları yapmadan da bir şampiyon çıkabilir ama bu piyangoda büyük ikramiye kazanmak gibi bir şey olur…

KISRAK SEÇİMİ İÇİN NELERE DİKKAT EDİYORSUNUZ?

Benim için konformasyon çok önemli, kısrağın karın haznesinin gerçekten anneliğe uygun olması gerekiyor. Mesela arkası geniş kısraklarda doğum daha rahat oluyor. 400 kiloluk bir kısrağın karın bölgesinde tayın gelişimi kısıtlı kalır ama eşkali ihtişamlı olan bir anne, tayını daha rahat geliştirir karnında. 

Farklı bazı özellikleri olsa da bir at aygır olduysa zaten iyidir ama anne öyle değil. Tay için asıl belirleyici olan da annedir. Ben genelde annenin bağlı olduğu kısrak familyasından 2 – 3 kuşak geriye bakıyorum bu etki bazı anne hatlarında giderek zayıflarken bazı familyalarda ise açılım gösterebiliyor, yani üretme devam ediyor ve hatta gelişiyor. Mesela listed tayı veren bir aile hattı bir süre sonra bakıyorsun Grup 1 atı vermeye başlıyor, işte bu ailede verimlilik gelişiyor demektir. 

İstatistik anlamında bir kısrak, eğer koşan kazanan taylar veriyorsa bu sağlıklı demektir. Benim için de atçılıkta olmazsa olmaz ilk kural sağlıktır. Mesela sende tay var babası Galileo annesi çok iyi bir hat ama tay sağlıksız! Bir işe yaramaz… Bir örnek vermek gerekirse; kısraklarımdan Ubo’nun babası River Special çok tercih edilen bir kısrak babası değil. Deluxe Cat ise Türkiye’nin en iyi kısrak babası Mountain Cat kızı ama Ubo’nun çeyreği olamadı çünkü sağlıksız! Bir de kısrağın hangi şartlarda koştuğunu, hangi sorunlarla karşılaştığını alacağınız atın ilgililerine ya da çevreye sormak lazım. Benim atım sağlıklı olduğu sürece yarış hayatında da mutlaka bir yere gelecektir o yüzden sağlık sağlık sağlık diyorum…

KOŞU PERFORMANSI İLE ANNELİK ARASINDA BİR BAĞLANTI VAR MI SİZCE?

Yarış performansının damızlık performansıyla doğrudan bağlantılı olduğunu düşünmüyorum. Listed ya da grup yarışlar koşan bir kısrağın yavrularının, ne olacağı belli değil. Ben doğru bilgiye çok önem verip, araştırıyorum. Eğer bir atı anne yapacaksam şunları soruyorum: Yarış hayatında kimler tarafından koşuldu, koştuysa başına neler geldi. Çünkü Türkiye’de atlar nalbant, yetiştirici, antrenör veya jokey yüzünden gerçek performanslarıyla koşamıyor. Belki sorunu vardı biz müdahale edemediğimiz için sorunu büyümüş olabilir. Bu sebeple ben hep sorarım; kanama yapıyor muydu, tendon mu oldu vb. Mesela kemik zafiyetinden dolayı koşamıyorsa bunu yavrularına da aktarabilir. Koşmuş atı tercih edersem de şunun için ederim, sağlıklıymış ki uzun süre koşmuş. Günümüzde atların %70’i kemik zafiyetleri, kemik sorunları yüzünden koşamıyor. Ben kemik yapısını çok önemsiyorum. Çünkü sağlıklı kemik yapısına sahip bir kısrağın taylarının da sağlıklı olacağını düşünüyorum. 

Listed kazanan bir attan ziyade, listed kazanmış yavru veren bir anne, benim için daha değerlidir. Örnek vermek gerekirse; Birinci kısrağın 6 yavrusu koşmuş ve bunların 5’i yarış kazanmış. İkinci kısrağın da 6 tayı koşup, 5’i kazanamamış, sadece biri grup koşu kazanmışsa, benim için istatistik anlamda da daha fazla sayıda tayı kazandığı için birinci anne daha önemlidir. Aynı şekilde haralar da öyle. O haradan her çıkan at bir yerlere geliyor, diğer haradan ise çoğu sorunlu, sadece bir tanesi şampiyon çıktıysa ben o şampiyonu baz almam, çoğunluğa bakarım. Bir şeyleri doğru yapıyorlar ki her at koşabiliyor diye bakarım, diğeri tesadüfen de çıkmış olabilir. 

KISRAK EŞLEŞTİRMELERİNDE NEYE DİKKAT EDİYORSUNUZ?

Genetik birleşmelerde hangi kromozomların etkin olacağını bizim bilmemize imkân yok ama daha önce benzer eşleşmelere bakarak, hangi kısrak hattının hangi aygır hattına uygun olduğunu görerek ve üzerinde düşünülerek tahmin yapılabilir.

Eğer boşa atamayacağın kısıtlı sayıda kurşunun varsa, denenmiş, kendisini kanıtlamış aygırlara gidersin. Eğer bütçen varsa ve/veya hayal kurmak istiyorsan da riske girip yeni bir şey denersin! Mesela haradaki ilk senesindeki bir aygıra gidersin çünkü denenmiş aygırlar aşağı yukarı belli ama yeni aygırlar daha çok hayal kurdurur. Aşımdan başlayıp, sahada koşana kadar hayal kurabilirsin ki bu da büyük bir keyif…

Ben, bir atın belirli bir özelliği varsa bu özelliği geliştirmek için eşleştirme yapma taraftarıyım. Türkiye’deki yarış programına baktığın zaman, evet belki klasik koşuların çoğunluğu uzun mesafede yapılıyor ama yarışlar genelde kısa mesafeli. Elimizdeki safkanı iyi bilmemiz gerekiyor, eğer kısacı bir at ise ona göre bir eşleştirme yapmak lazım.  Ayrıca ben çimci bir kısrağı çimci bir aygıra, kumcuyu da kumcu bir aygıra çekme taraftarıyım. Tabii ki de 3 pistte de Grup 1 galibi olan aygırlar var onları ayrı tutuyorum ama her tayından çimci veren bir aygıra, kumcu bir kısrağı çekmem. Luxor’a kısrak çekeceksem o kısrağım çimci olmalı ama Victory Gallop her türlü…

GEBELİK DÖNEMİ İÇİN NELER SÖYLERSİNİZ?

Kısrakta son 3 ay bakılır, öncesinin önemi yok fikrine karşıyım. Bazı kısraklar var, 5 ay bakım yapılmamış, hiç tımarlanmamış, hiç yeşillik görmemiş, son 3 ay geldi mi dikkate almaya başlanıyor, bu çok yanlış. Hara seçimi de çok önemli. Kısrağı sürekli gözlemlemek, belirli periyodlarla onu görmen lazım. Videoyla, fotoğrafla kısrağı, tayı takip etmeyi ben doğru bulmuyorum. Fırsat buldukça gitmek, her gittiğinde de aradaki farkı görmek gerek. Haranın kahyası çok önemli, çünkü işleri organize eden kahyadır. Bence Türkiye’deki büyük, köklü haraların baş kahramanları kahyalardır. Eğer dikkatli ve işini bilen bir kâhya ise padokta dolaşırken bile atın sorunu olduğunu fark eder. Mesela kısrak gece rahatsızlandı, eğer harada belirli periyodlarla kontrol yapılıyorsa, oradaki rahatsızlık fark edilebilir ve anında küçük bir müdahale ile at kurtulabilir. 

Yem rasyonları o kadar üst seviyeye geldi, o kadar iyi katkı mineralleri, vitaminleri var ki gerçekten de kısrağın bir eksiğini kapatabiliyorlar. Atın eksiğini bulup ona göre müdahele etmek de önemli. Mesela Deluxe Cat isimli kısrağımızdan doğan tayımızın arka karakuşları iltihap yaptı. Veteriner dostlarımızla görüştükten sonra bize bazı eklem katkıları önerdiler ve biz de tedavimizi bu yönde yaptık. Eklemlere yayılmasından korkuyorduk fakat tedavi süreci sonrasında kontrolleri yaptırdık ve tayımız şu an çok sağlıklı. Kısacası bazı şeyleri oluruna bırakmamak, değişimleri gözlemlemek ve müdahale etmek lazım. Eğer kurt ilacı 35. gün veriliyorsa o ilaç o gün verilmeli, nal 30. gün çakılacaksa o gün çakılmalı.  Aynı saatte yem yemeli, çünkü atlar çok zeki, yem döküleceği saati bilen ve alışkanlıkları olan ve bunun bozulmasını istemeyen hayvanlardır. Atların alışkanlıklarıyla oynanmamalı. 

ATÇILARA TAVSİYELERİNİZ NELERDİR?

Onur Dilbaz

Benim hedefim istikrar ve kalıcı başarı. Her sene grup atı çıkaramayabilirsiniz ama istikrarlı olmak lazım. Elinizdeki kısraklar bana yeter deyip, yatırım yapmazsanız geri kalıyorsunuz. Eğer sürekli iyi olmak istiyorsanız, sürekli yatırım yapmanız lazım. Elinde kötü annen varsa yerine daha iyisini almalısın, yeni kan hatları kullanmalısın. Bu kısraklar, bu taylar bana yeter dersen, birkaç sene sonra bir bakarsın koşacak atın yok! Bu iş sürekli güncellemen, yatırıma devam etmen gereken bir iş. Eğer kendini geliştirmezsen, bir bakarsın rakiplerinin gerisinde kalmışsın.

Bir de gözlemlerinizi iyi yapın, iletişime açık olun ve kendi kararlarınızı alın.Hata yapıyorsanız da kendiniz yapın ve bunu bir daha tekrarlamayın. Bir de bir hatayı bir kere yapmak lazım sürekli aynı hatayı yapıyorsan burada atın günahı yok, senin günahın var… At çimi koşamıyorsa, çimde koşmamak, sert galop ata zarar verdiyse bir daha yapmamak lazım ve tabii ki bunları bilen, anlayan antrenörlerle, kahyalarla, ekiple çalışmak lazım. Son olarak da bizim gibi az atı olanlara benim önerim sabırlı olmaları ve yavaş yavaş ilerlemelidir. 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir