Nimet Arif Kurtel röportajı

ATÇILIĞA NASIL BAŞLADINIZ? 

1960’lı yıllarda Bakırköy’de oturuyorduk o yüzden Veliefendi’ye hiç yabancı değiliz. O günlerden beri atlarla iç içeyiz. Ayrıca 20-25 yıl kadar İzmir’de Atlı Spor Kulübü başkanlığı yaptım. İki kızım binicilik sporunu yıllarca yaptılar, eşim de atları çok seven biri. Aile olarak atlara çok yakınız. Emeklilik sonrası bir meşgale olması açısından atçılığa da başladık ve yaklaşık 20 senedir atçılıkla uğraşıyoruz.

YURTDIŞINDA DA ATÇILIK YAPIYOR MUSUNUZ?

Evet. Amerika’da değerli kan hatlarına sahip olduğunu düşündüğümüz aygır ve kısraklarımızla yetiştiricilik yapıyoruz. Elimizde Grup 1 atları veren bir kısrak hattımız var ve bu kısraklarımızı her sene aygır sıralamasındaki ilk 4 ata yolluyoruz. Kendi yetiştirdiğimiz atlarımızla grup yarışlar koşup, bu koşuları kazanmak hedefiyle oradaki faaliyetlerimizi yürütüyoruz. Bu kısraklarımızdan doğan elit taylarımız mevcut. Açık arttırmada önemli rakamlar gören kendi yetiştirmelerimiz oldu. Özellikle 1,7 milyon USD bedele ulaşan Shared Legacy (Candy Ride-Common Hope/Storm Cat) isimli tayımızı almak için Amerika’da Hall of Fame olarak adlandırılan en üst seviyedeki antrenörler devreye girdi ama biz satmadık.

Aynı zamanda Türkiye’den gönderdiğimiz Seventh Sense (City Zip-No Dress Code/Distorted Humor) ve Believe in Victory (Victory Gallop-Common Hope/Storm Cat) isimli taylarımız orada başarılı sonuçlar aldılar. Koştukları 1100 ve 1300 metre mesafelerde kendi sınıflarında pist rekoru kırdılar. Sonrasında da önemli taylarımızla en üst seviyedeki antrenörlerle de çalıştık. Buradan giden atlarımızın yanı sıra oradaki bazı kısraklarımızı da oradan buraya getiriyoruz. Kısacası iki ülkede arasında aktif olarak atçılık yapıyoruz.

SİZCE BU ATLARIN ORADA DOĞMASIYLA BURADA DOĞMASI ARASINDA BİR FARK VAR MI?

Burada doğmaları maalesef şanssızlık… Coğrafya olarak, at yetiştiriciliğine uygun toprak ve iklim yapısına sahip değiliz. Ülke olarak düşündüğümüzde mutlaka birkaç yer vardır ama ben Türkiye’yi neredeyse karış karış gezerek toprak analizi yaptırdım. Bu iş için elverişli çok az yer var ama orada da atın kabiliyetine uygun bir yetiştiricilik yapmak için gerekli olan alanı bulamayabiliyorsunuz. Yetiştiricilik yapacaksanız dünya genelinde yapılan ortalama bir hesap var; 50 dönüme 1 kısrak koyuyorlar ama bizde 50 dönüme çiftlik kuruluyor. Dolayısıyla atın ihtiyacı olanı, daha anne karnındayken veremiyoruz. Tabi ki de aygır ve kısrak pedigrileri de çok önemli çünkü sağlam bir temel gerekiyor ama kısrakların günlük yürüyüşleri yapmaları için gereken mesafe, çayırlardan yiyeceği otlar da önemli. Anne karnındaki taya gereksinimlerini vermezseniz, doğduktan sonra bu işin üzerine bir şey katamıyorsunuz. Bana göre şampiyonun gelişimi anne karnında bitiyor, sonrası onu koruyabilmekle alakalı. Bir at anne karnında kulağından tırnağına kadar gelişimini iyi tamamlamalı. Bütün dünyada da bu böyledir, atın ihtiyacı olduğunun ne kadar verebiliyorsan o kadar verim alabiliyorsun. 

Tabi ki şunu da unutmamak lazım; dünyanın en iyi aygırlarına, dünyanın en iyi kısrakları gidiyor, yaklaşık 200 aşım yapılıyor. Parayla alamayacağınız taylar doğuyor ama bakıyorsun ortada koşan yok! Bu işin güzelliği de budur zaten, siz istediğiniz kadar yatırım yapın, istediğiniz kadar gereksinimleri karşılayın, bir başkası köşe başında 5 dönüm bir yerde öyle bir at çıkartır ki şaşırırsınız. Yetiştiriciliği rekabetçi yapan da budur zaten.

ATÇILIK SEKTÖRÜNE BÜYÜK YATIRIMLAR YAPIYORSUNUZ, KARŞILIĞINI ALDIĞINIZI DÜŞÜNÜYOR MUSUNUZ?

Biz yeraltı madenciliği yapıyoruz ve yanımızda yaklaşık 1.000’lerce kişi çalışıyor. Şirketimizi açtığımızdan beri de 1.000’lerce kişi işe bizde başlayıp, bizden emekli oldu. Bunun yanı sıra başka sektörlerde de iş hayatımızı sürdürüyoruz. Atçılık sektöründe de hipodrom ve çiftliklerimizde 400 civarı kişiye iş imkânı sunuyoruz ve ayrıca 1.000’den fazla da atımız var. 

Bunların hepsi birer yatırımdır ve iş hayatı yatırım yapmayı gerektirir. Sportif anlamda soruyorsanız evet özellikle son iki senedir karşılığını aldığımızı düşünüyorum fakat elbette ki bu kadar yatırım yaptığımız bir sektörde kısa vadede maddi olarak geri dönüş alamayacağımızı biliyoruz ama yine de son senelerde daha az zarar ediyoruz. Karacabey’deki idman merkezimizde ilk etap 200 ahırımızı bitirdik. Birtakım eksiklerimiz var ama faal olarak kullanmaya başladık. Her halükârda hipodromları ve pistleri tanımaları açısından ve start onayı almaları açısında hipodromlarda ahırlarımız olacak. Doğru adımlar attığımızı düşünüyoruz, yakın zamanda satış düzenleyerek yetiştiricilik alanında da kendimize bir gelir oluşturmak niyetindeyiz, hatta önceliğimiz bu yönde diyebilirim. 

YURTDIŞINDAN DA KATILIMA AÇIK BİR SATIŞ ORGANİZASYONU DÜŞÜNÜYOR SUNUZ?

Yurtiçi için düşünüyoruz çünkü yarışlarımızın yurtdışına açılmadığı, yetiştirdiğimiz taylarla yurtdışında başarılar elde edemediğimiz sürece Türkiye’nin yurtdışındaki yetiştirici ya da at sahiplerinin dikkatini çekeceğini sanmıyorum. Nisan ayında karnında veya yanında tayıyla birlikte kısrak satışı yapmayı planlıyoruz. Belki de büyük eküriler bir araya gelerek 1000-1500 atın dahil olacağı büyük bir satış yapılabilir. Yurtdışındaki kontaklarımızı kullanarak belki onlarda dahil edilebilir çünkü iyi pedigrilere sahibiz. Ayrıca benim en fazla üzerinde durduğum konulardan birisi de breeze-up satışları düzenleyebilmek. At almak isteyenler kendi jokeyine tayın işini yaptıracak ve sonra belki alıp atı bir ay sonra şartlı-1 koşacak. Bunu özellikle yeni at sahibi olmak isteyen arkadaşlarımız için yapacağız. Bu sayede koşmamış ama hazır halde atı alabilecekler ve direk koşabilecekler. Faaliyetlerimizin geleceği yetiştiricilik kısmında olacak bir süre, yarışçılık kısmını ikinci plana koyuyoruz. Tabii ki de sportif başarı olmadan sürdürülebilirlik mümkün değil ama elimizdeki at popülasyonunu satış organizasyonu yaparak azaltmak istiyoruz.

ATLARINIZIN DURUMUNDAN MEMNUN MUSUNUZ?

Hiç değilim… Tabi bunun sebepleri var, gerçekten çok kapasiteli atlarımızın bir hiç uğruna yok olduğunu, sakatlandığını görmekten mutlu değiliz. Bu sakatlıklarında en büyük sebebi maalesef idman sahalarımız. Özellikle İstanbul’da uzun zamandır hizmet veren idman pisti atlara çok zarar veriyor. O sebeple zaten bizim operasyonumuzun büyük bölümü diğer şehirlerde. Tay sakatlıklarındaki sebeplerin başında, idman pistlerinin olduğunu düşünüyorum. Atlarımız bu işin sermayesi, onlara iyi bakmamız lazım. İyi zeminde idman yapmalı, iyi nalbantlara, iyi veterinerlere baktırılmalı. 

CALL TO VICTORY, KARA MUSTAFA VE LONG RUNNER’IN SON DURUMU HAKKINDA BİLGİ VEREBİLİR MİSİNİZ?

Gazi Koşusu’nu kazanan Call To Victory (Victory Gallop-Serap Gelin/Mountain Cat) bize bu sene çok büyük mutluluklar yaşattı. Şu an tedavi süreci devam ediyor, veteriner raporuna göre 2 ay içerisinde idmanlara başlayabilir. 

Karamustafa (Caş-Akay/Bilgin), hikayesi olan bir at. Anne hattından dolayı onu özellikle aldım. Sonrasında bir sıkıntı gösterdi ama ben ata çok inanıyordum ve atımızın lonj ve havuz antrenmanlarını yakından takip ettim. İyi bir ekip çalışmasıyla hazırladığımız atımızın sırtına eğer vurduktan sonra 3 koşu kazanıp ardından Cumhuriyet koşusunda ikinci kalması arasında geçen süre sadece 4 aydı. Atımız şu an idmanda ve gayet sağlıklı bir şekilde koşmayı bekliyor.

Long Runner (Gio Ponti-Borrowing Base/Personal Flag) uzun zamandır kırılamayan bir rekoru kırarak Türkiye’de 10 Grup 1 yarışı kazanan ilk at oldu. Onun şimdi 3-4 aylık dinlenme zamanı var. Belki Mayıs ayında Amerika’da, 2400 metre yumuşak çimde koşabiliriz. Hayatının en verimli çağında ve biz de gücünü sınamak istiyoruz. O koşu sonucuna göre de daha önemli yarışlara katılabilir ama dediğim gibi henüz bir planlama yapmadık. Çünkü atımızın gerçek gücünü tam olarak bilemiyoruz. Oysaki yarışlarımız uluslararası katılımcılara açık olsaydı, atımızın gücünü daha net sınayabilirdik. Belki bu iş en çok benim zararıma olacaktır ama rekabet ortamı olursa hem atlarımız, antrenörlerimiz, jokeylerimiz ve hatta at sahiplerimiz kendilerini geliştirecek hem de atçılığımızın seviyesini tam olarak ölçebileceğiz. Bu sebeple ben, yarışlarımızın dünya genelinde olduğu gibi, uluslararası katılıma açık hale getirilmesinden yanayım.

Son olarak Long Runner ve diğer eski şampiyonları kıyaslayanlar için de bir parantez açmak istiyorum. Bu tür kıyaslamalar yapmak, bu atlara yapılan bir haksızlık olur. O günün koşullarında, insanların belleklerinde yer almış şampiyon atların başka atlarla mukayese edilmesini doğru bulmuyorum. Her atı kendi döneminde değerlendirmek lazım.

TÜRK ANTRENÖRLER VE JOKEYLERİ DÜNYA ÜLKELERİYLE KIYASLADIĞIMIZDA BİZ NEREDEYİZ?

Bunu cevaplaması çok kolay ama söyleyeceklerim için büyük bir eleştiri gelebilir. Bu netice itibari ile antrenörlerin at ile olan ilişkisi, atının nerede olduğunu bilmesiyle alakalı. Atın idman durumu, yarış programı, attan neyi alıyorsun, neyi götürüyorsun bunları görebilmek çok önemli. Maalesef bunu görebilen antrenör sayımız çok az. Özellikle dişi atlar için söyleyeyim, bunların gururunu kırdığınız zaman, kalbini kırdığınız zaman isterse şampiyon olsun bir daha bulamayabilirsiniz. 

Bizim atçılığımızın dışarıya kapalı olması maalesef mesleki gelişimi olumsuz etkiliyor. Sürekli kendini tekrar eden bir düzen oluşuyor, halbuki yabancı katılımcıların ülkemize gelmeleri sonrasında karşılıklı fikir alışverişi yapılarak, gözlemlerle, yeni şeylerin denenmesiyle at sahibi, antrenör, jokey, nalbantlar, veterinerler, jokeyler kısacası sektör içerisinde herkes kendisini geliştirecektir.

TÜRK ATÇILIĞININ EN BÜYÜK SORUNU NEDİR SİZCE?

Şöyle bir örnek vereyim; Bir şişe düşünün atın kapasitesi de içindeki su olsun. Biz bu suyu döke döke elimizde geriye %10 ya da %20 kalıyor. Bunu ne kadar az dökerseniz yani ne kadar iyi bakarsanız o atın kapasitesini, o kadar kullanabilirsiniz. Çiftlik, beslenme, zemin, idman pisti, idman jokeyi, nalbant, jokey gibi bir sürü faktör var. Bizim sistemde hepsinin gözden geçirilmesi, hepsinin geliştirilmesi lazım ki atlarımızın kapasite kullanımını arttıralım.

CAMİADA DANIŞTIĞINIZ HERHANGİ BİR ATÇI VAR MI?

Evet biz yarış pistlerinde rakibiz ama Selman Taşbek, atlara ve kişilere olan yaklaşımı ve tecrübesiyle çok değer verdiğim bir atçı. Benim şahsen herkesin aklına ihtiyacım var ama Selman Bey bu konuda hem çok büyük bir deneyime sahip, hem de kişisel olarak olaylara bakış açısı bizden çok farklı olan bir arkadaşımız. Böyle bir arkadaşa sahip olduğum için de çok mutluyum.

YARIŞLARDA HEYECANLANIYOR MUSUNUZ?

Elbette… Bu iş heyecan duyulması yapılmaz. Klasik koşular, tayımızın sınıf atlayabileceği koşular önemli tabii ki ama ben en çok şartlı-1 Koşularda heyecanlanıyorum.

TAYLARDAN UMUTLU OLDUKLARINIZ HANGİLERİ?

İngilizlerde Invincible Son taylarından çok umutluyuz. Orta ve uzun mesafede çimin geçilmez bir aygırı olacak büyük ihtimalle. Bizi şimdiden heyecanlandıran birkaç tayı var. Arap atlarına gelince, Gülhatmi (Tamerinoğlu-Dahi/Bilgin) kabiliyetli, değişik bir kısrak. Kendi yetiştirmemiz İdilkız (Yavuzbey-İdileylül/Bilgin) ve Övünç (Altınçekiç-Seçgül/Araslı) beklentimizin olduğu taylarımız. Önümüzdeki senelerde çok daha iyi taylarımızın gelmesini bekliyoruz.

APRANTİLERE ÇOK ŞANS VERMİYORSUNUZ, NEDEN?

Aslında zamanında çok veriyorduk. Mesela Mustafa Çiçek’in ve Hişman Çizik’in aprantilik zamanlarında kazandığı koşulara bakarsanız görürsünüz. Biz farklı bir eküriyiz. Ben şimdi jokey olsam, eğer akıllıysam, bizim kapımızdan hiç ayrılmam. Her sabah erkenden idmana gelip 20 tane at çalıştırıp giderim. İdman merkezimizi yaptığımızda tabii durumlar farklılaşacak, orada atlarımızı çalıştıracak aprantilere daha çok şans vereceğiz.

JOKEY SEÇİMLERİ YA DA KISRAK EŞLEŞTİRMELERİ GİBİ KONULARA MÜDAHELE EDİYOR MUSUNUZ?

Jokey seçimlerimizde antrenörlerle görüş alışverişi yapıyoruz. Özellikle atın karakterine göre jokey seçiyoruz. Eşleşmelerde Arap atlarında biraz yardım alıyorum ama İngiliz atlarımızın hepsinin eşleşmesini ben yapıyorum. 

AYGIRLARINIZ NE DURUMDA?

Arap- İngiliz yaklaşık 40 aygırımız var. Invincible Son çok az tayı olmasına rağmen iyi yavrular verdi. Speedy Wolf kumun bana göre geçilmez bir aygırı. Çok farklı taylar verebilen bir aygır. Bunların dışında yurtdışından getirttiğimiz aygırlarda var. Zannederim ki bizi, hem Arap, hem de İngiliz atçılığında sportif başarılara taşıyabilecek bir aygır kadromuz var.

Bu arada Türkiye Jokey Kulübü’nün de aygır konusunda muhteşem işler yapıyor. Gerçekten de şimdiden 2022’de çok güzel tayların olması beni çok heyecanlandırıyor. Sahaya gelecek taylarla birlikte o sezonun bütün yetiştiriciler için çok heyecanlı olacağını sanıyorum. Çok ciddi bir rekabet olacak ve Türk atçılığının gelişimine kesinlikle katkı sağlayacaktır. 

Kulübün kaynaklarını çok verimli kullanarak önemli bir iş yaptılar açıkçası bu kadar muhteşem kararların alınmasındaki memnuniyetim had safhada. Ben her zaman rekabetin başarıyı getireceğine inanıyorum ve bu aygır transferlerini çok başarılı buluyorum. Ayrıca ikramiyelerdeki artışlar, borçların ertelenmesi gibi bu zor süreçte atçılara yaptıkları desteği de çok değerli buluyorum.

ARAP ATÇILIĞINDA NE DURUMDASINIZ? DEVAM EDECEKMİSİNİZ YAPMAYA?

Toplamda 500’e yakın Arap atımız var. Hatay Koşusunu üçüncü bitiren Övünç kendi yetiştirmemiz ve babası Altınçekiç, çok ümitli olduğum bir aygırımız. Ayrıca KV-7 Kazanan, G3 ikinciliği olan İdilkız isimli kısrak da kendi yetiştirmemiz, onun da babası Yavuzbey bizim aygırımız. Az çekim yapmamıza rağmen tayları bize çok umut verdi. Kısrak kadromuzda da çok değerli kan hatlarına sahibiz. 

Devam etmeyi düşünüyoruz ama önümüzde çok büyük bir Kaizbert problemi var. Ben Türkiye’deki Arap atçılığının Kaizbert dolayısıyla biteceğine inanıyorum. Çoğu yavrusu idman bile yapmadan çıkıp birinci sınıf atları geçebiliyorlar. Daha da önemlisi; at sahiplerinin büyük paralar verip, büyük emek harcayarak sahaya getirdikleri tayları daha ilk koşusunda Kazibert’e denk gelince sakat oluyor. Bu böyle giderse maksimum 5 yıl sonra programda Arap atçılığı göremeyiz. Çünkü kimse Arap atçılığı yapmaz, ben niye yapayım ki? Pistlere 10 tane Kazibert tayı geldi sahayı esir aldılar. Şimdi tüm izinleri de tamamladılar yarın 500 tane Kaizbert geldi mi yapacak bir şey kalmaz. 

Ben senelerce çok ciddi paralar ödeyerek TİGEM’den yüzlerce tay aldım. Arap atçılığına en fazla yatırım yapan atçılardan biriyim ama bu şekilde gidecekse ve uluslararası anlamda bir başarı amaçlanıyorsa, elimizdeki kaynakların yarısını Arap atçılığına harcamayı doğru bulmuyorum. Çünkü gerçek anlamda geçerliliği olan yarış atı, İngiliz atıdır. 

YARIŞSEVERLERLE ARANIZDA SORUN MU VAR? NEDEN TÜM ATLARINIZ EKÜRİ KOŞMUYOR?

Benim yarışseverlerle hiç derdim yok. Eküri olayıyla alakalı eleştiriler için söylüyorum. Özellikle bu konuda düzenleme getirmelerini rica ettim. Dünyanın hiçbir yerinde birincilik mücadelesiyle hiç alakası olmayan at yüzünden, 50 metre önde kazanan başka bir atın sıralamasının değişmesi görülmemiştir. Böyle bir şey yok. 

En yakın örneği geçen sene Gazi Koşusu’nda Ghost Pasha isimli atımız son metrelerde yarıştan düşünce, yanındaki ata doğru bir eğilim gösterdi. Bizim yarışı kazanan The Last Romance isimli atımıza avantaj sağlamamasına rağmen, Ghost Pasha’ya protesto çektiler. Eğer faul kabul edilseydi olayla hiç alakası olmamasına rağmen Gazi Koşusu birinciliği The Last Romance’dan alınacaktı. Keşke düzenlemeler yapılsa da yarışseverlerin kafasında hiçbir soru işareti kalmasa. Ayrıca bize birçok geri dönüş oluyor özellikle sizin atlarınıza oyun oynuyoruz çünkü kazanmayacağınız koşuya girmiyorsunuz diyorlar. 

ATÇILIKTA HEDEFİNİZ NEDİR?

Dünya çapında bilinen bir ata sahip olmak. Mesela diyorlar ya, Japonya’da şu at ya da Avusturalya’da şu at, işte öyle bir ata sahip olmak.

SON OLARAK NE SÖYLEMEK İSTERSİNİZ?

Yarışların yurtdışına açılması lazım. İşte o zaman uluslararası başarılar kazanabilecek düzeye gelebileceğimizi düşünüyorum. Onlardan bir şeyler göreceğiz, karşılaştıracağız, fikir alışverişinde bulunacağız ve neticesinde de uluslararası anlamda başarı hedeflerimize ulaşabileceğiz diye düşünüyorum. Ayrıca sahaya gelen ve sakatlanmadan koşabilen atların istatistiğine baktığımızda idman pistlerindeki problemi daha net görebiliyoruz ve bu sorunun acilen çözülmesi gerektiğini düşünüyorum. Türkiye’de içinde bulunduğumuz imkanlarda ortaya çıkan görüntüde; antrenör, seyis, veteriner gibi sektörün paydaşları bu imkanlarla şapkadan tavşan çıkartıyorlar. Olumsuzluk zamanlarında fatura bu arkadaşlara çıkıyor ama sorun başka yerlerde. Tüm atçılık camiasına yeni yılda sağlık dilerim.

Röportajın yer aldığı Ocak ayı sayımıza buradan ulaşabilirsiniz.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir